Gbarrosoeçen hafta enteresan ama çok önceden yapılması gereken bir gelişme yaşandı ve Ali Babacan’ın dışişleri bakanlığı görevine ek olarak yürüttüğü başmüzakerecilik görevi Egemen Bağış’a verildl. Erdoğan’a ve “ABD”ye yakınlığı ile bilinen Bağış, Türkiye için son derece kritik bir yıl olan 2009′da ilişkilerin seyrini ne şekilde etkileyecek izleyip görelim…

ABGS’nin Dışişleri Bakanlığı’ndan Başbakalığıa alınması ve tüm bu gelişmelerin Erdoğan’ın yarın gerçekleşecek Brüksel ziyareti öncesi gerçekleşmesine lütfen dikkat..

CZECH/Yeni yılla birlikte AB Dönem Başkanlığı’nı Fransa’dan devralan Çek Cumhuriyeti’nin hazırlıkları aylar öncesine dayanıyordu.

Gerek iç politikalarındaki Birliğe ilişkin ikilemler, gerek Avrupa’nın genelinde Çek Cumhuriyeti’ne ilişkin kaygılar bu işin hiç kolay olmayacağının sinyallerini veriyordu.

Nitekim olamadı da… Bir kere Avrupa Birliği oluşumu fikrine en başından bu yana şüpheci bir tutum sergileyen Cumhurbaşkanı Vaclav Klaus ile Başbakan Mirek Topolanek arasındaki gerilim Avrupa basınında sıkça yer aldı.

Dönem Başkanlığı logosu ve websitesine ilişkin eleştirilerin üstüne gelen Cumhurbaşkanı Klaus’un Dönem başkanlığı süresince Cumhurbaşkanlığı köşkünde AB bayrağını göndere çekmeyeceği açıklaması soğuk duş etkisi yarattı.

Ufak ayrıntılar olarak nitelenebilecek bu hususların ötesinde Çekleri bekleyen daha büyük sorunlar olduğu kesin. Bir kere tüm dünyayı kasıp kavuran küresel ekonomik kriz, krizle mücadele çalışmaları tam da Fransa dönem başkanlığı sonuna denk geldi. Bu da yetmezmiş gibi Kafkaslarda Rusya ve Gürcistan arasında patlak veren krizin tam olarak çözüldüğünü kimse iddia edemezdi. Bunlar yetmedi bir de önce Rusya-Ukrayna arasında doğalgaz krizi ardından da İsrail’in Gazze’ye yönelik hava ve kara harekatı, bütün gözleri Batı’ya çevirdi.

Hangi biriyle uğraşacağını şaşıran Çek Cumhuriyeti şu anda AB’ye önderlik etme uğraşı içinde. Birliğin kurucularından, ama daha da önemlisi en temel taşlarından biri olan Fransa’nın ardından bütün bu yükleri sırtlamak zorunda kalmaları nedense içimi acıtıyor…

Eti kemiği olmayan bu minicik ülkenin sesini duyurma, önderlik edebilme kavgasını görüyoruz günlerdir. Ama sonra bir de bakıyoruz ki, Çek önderliğindeki AB uğraşadursun, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy bir başına geziler düzenleyip İsrail’in ateşkesi kabul ettiğini açıklıyor…

AB’nin siyasi “bir”lik olamayışının örneklerinden yalnızca biri, sonuncusu olmayacağı kesin…

Bu bloga, 1950′li yıllarda başlayan ve ne genişlemesini ne de derinleşmesini tamamlamamış olan, sürekli bir dönüşüm ve değişim geçiren Avrupa Birliği’nin ne bir yandaşı ne de düşmanı olduğumu söylerek başlamalıyım..

Tek istediğim anlamak, anlayabildiğim kadarını da anlatmak…

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.