You are currently browsing the monthly archive for February 2009.

Ne yalan söyleyeyim, umutlanmıştım. Sadece AB ile ilişkilerden sorumlu ve  Başmüzakereci olarak atanan bir Bakanımız vardı artık. Ali Babacan’ın üzerindeki yükü biraz hafifletecek olması, uluslararası ilişkilerde deneyiminin bulunması, bu işe canla başla sarılacakmış imajı sergilemesi beni bile umutlandırmıştı.

Yılın ilk günlerinde gösterilen heyecan, sanki sönmeye başladı.

Özellikle son bir aydır yaşanan olumsuzluklar, Bağış’a olan bakışımın bir Standart and Moods edasıyla, pozitiften negatife geçmesine neden oldu diyebilirim. Peki neydi bu olumsuz gelişmeler:

Öncelikli olarak canımı sıkan husus, gerek AB’de gerek dünyanın diğer “daha çağcıl” tabir edilen ülkelerinde kamu görevi üstlenen kişilerin ticari faaliyetlerde bulunması, bu faaliyetlere aracılık etmesinin hoş karşılanmaması ve Bağış’ın eşi münasebetiyle bu tarz bir faaliyete (Bkz: Astoria’daki Vakk0) ‘sembolik bir hisse’ ile karışmış olması oldu. (Birkaç gün önce CHP’den Sevigen’in istifası da bu anlamda tartışılmalı)

Ardından Deniz Baykal’ın uzun bir süre öncesinde belli olan Brüksel ziyaretini fırsat bilip, aynı tarihlerde o da Brüksel’e uçuyor olması… Aynı uçakta koltuk tartışması yaşanması, organize edilen davetlerde, konuklar ve basın mensupları nereye gideceklerini bilememesi, herşeyin allak bullak olması, AB’nin durumu anlamlandıramaması.(Her ne kadar iktidar muhalafetin AB açılımı takdir etse de, ortada bir rol çalma durumunun varlığı ne biçimde hissedildi)

Son olarak da Bağış’ın kendisini  Türkiye Cumhuriyeti Devleti Bakanı’ndan ziyade iktidar partisi AKP’nin sözcüsü, temsilcisi olarak göstermeyi tercih ediyor oluşu canımı sıkıyor.

Kendisinin AB ilişkileri ile meşgul olmasını beklerken bir de bakıyoruz ki sokaklara çıkmış, AKP’nin Beşiktaş’taki seçim irtibat bürosunun açılışında. Açılış ardından esnafla konuşuyor, daha sonra bir balıkçı tezgâhına yaklaşıyor, balıkçıyı AKP’li yapmak istiyor…  ”Vaktinde adamın biri bir anayasa kitapçığı fırlatmıştı” diyor ve ardından balıkçıdan “o cumhurbaşkanıydı” ayarını yiyor… Bağış’ın Websitesi de  bir Başmüzakereci sitesinden ziyade, AKP seçim kampanyasını yürüten milletvekili adayı sitesini andırıyor.

Kendisinin biraz daha kurumlar üstü bir tutum takınıyor olmasını ve yerel seçimlerden ziyade, planlı programlı ilerlenmesi gereken bir dizi ödevin koordinasyonunda aktif rol alıyor olmasını dilerdim..

Zira o pozisyona, o amaçla getirilmiş olduğunu düşünenlerdenim..

Vur dedik mi öldürmekte üstümüze yok sanırım… Ve elbette yumurtayı kapıya dayandırmada…

Türkiye’nin 2005 yılında başlattığı AB üyelik müzakerelerinden bu yana bir arpa boyu yol katedilmediği eleştirilip duruyordu. İktidar,  muhalefeti yasama sürecini aksatma ve reformların kabulüne engel olmakla suçlarken, muhalefet iktidarı laiklik karşıtı eylemlerle ve iç politik süreçteki gelişmelerle eleştirip durdu.

Cumhurbaşkanı seçimleri, AKP’nin kapatılmasına ilişkin dava derken bir baktık aradan 3 sene geçmiş ve gerçekten elde somut hiçbir gelişme olmadan zaman uçup gitmiş..

Tabi AB’den kopuk geçen bunca zamanın tek sorumlusunu Türkiye ilan etmek, “tu kaka” diyerek eleştirmek de ne derece doğru emin değilim. Avrupa Birliği’nin en başından bu yana eleştirdiğim ve hali hazırdaki bir çok eksiğinin yanında en başı çektiğini düşündüğüm en büyük eksikliği “iletişim”.egemen-bagis1

Yöneten ve yönetilen arasındaki bilgi ve ilgi uçurumu, üye ülkelerin kendi iç politikalarını Türkiye karşıtlığı üzerinden şekillendirme çabaları, (hatırlayınız Fransa ve Hollanda’da AB Anayasası’nın reddi) Avrupalıların hali hazırda Türkiye’ye karşı yüzyıllara uzanan korku, çekince ve önyargılarını yeniden canlandırmalarına neden oldu.

Gümrük Birliği’nin 2004′te katılan 10 yeni üye için genişletilmesine ilişkin Ek Protokol’ün 2009 sonuna kadar Güney Kıbrıs’ı da içine alacak şekilde hayata geçirilmesinin gerekmesi ve Türkiye’nin konuya ilişkin temkinli yaklaşımı, AB maratonunun 2009 yılı içinde farklı şekillerde ivme kazanması gerektiğini ortaya koydu.(ki haftasonu öğrendiğime göre Türkiye zaten zamanında limanlarını Kıbrıs’a açmış, ve yıllarca bu durum devam etmiş, araştıracağım)

2008 sonu itibariyle bir dizi gelişme yaşandı:

Yaz aylarından bu yana binbir eleştiriye maruz kalan Ulusal Program, aralık sonunda resmen onaylandı ve yürürlüğe girdi. Bu da demek ki, önümüzdeki birkaç sene için yapılması gereken ödevlerin listesi elimizde..

Dışişleri Bakanlığı ve Başmüzakerecilik görevlerinin niceliksel ve niteliksel yükünün altında ezilmese de, bir hayli yorulmuş olan Babacan’ın yükü hafifletildi ve AB ilişkilerinden sorumlu devlet bakanı ve başmüzakereci olarak Egemen Bağış atandı. (Her ne kadar eşinin ticari ilişkileri ve kendisinin “sembolik” hisse senetleriyle başı birazcık ağrısa da, işini inanarak ve severek yapacak gibi görünüyor)

ABGS Dışişleri Bakanlığı’ndan alınıp, Başbakanlığa bağlandı…

Tüm bu gelişmeler yetmedi, Başbakan 4 sene sonra ilk kez Brüksel’e gitti. Brüksel’de “biz AB içinde varız” mesajı vermekten ziyade “Hamas’ın yanındayız” söylemini benimsese de ziyareti olumlu karşılandı.

Başbakan’ın Brüksel ziyaretinin etkileri tam geçmeden, aynı hafta içinde hem iktidar hem de muhalefet  bir dizi etkinlik için Brüksel’e uçtu. 

Hafta başından itibaren gerek Egemen Bağış, gerek Deniz Baykal bir dizi resmi temasta bulundu, gerekkonferanslara katıldı. (CHP’nin Brüksel’de temsilcilik açması da bu anlamda dikkate değer)

Vur dedik mi gerçekten öldürüyoruz sanırım. Yerli ve yabancı basın neyi takip edeceğini şaşırdı. 

Herkesin dilinde bir AB, herkeste ” destek yes, köstek no” söylemi..

deniz-baykalpngCHP lideri Baykal, Brüksel temasları sırasında muhalafete yönelik “müzakerelere köstek olunuyor” eleştirisini yalanlayacak tavırlar takındı, sürecin en yakın takipçisi ve destekçisi olacağız dedi.

Tam Baykal konuşurken, Erdoğan partisinin grup toplantısında, “Baykal, Olli Rehn’in yanında iyi hoş konuşuyor ama bu iş orada bitmez, gelsin burada da konuşsun, destek” olsun dedi..

Keşke bu işleri planlı programlı yapsak, son anda işler sarpa sarmadan yürütebilsek..

Ama asıl sorunun bu olmadığı ortada. Türkiye önemli bir süreçten geçiyor, BBC anketleri, PEW araştırmaları derken vatandaşların tüm komşularına, hatta tüm dünyaya karşı bir önyargısı, korkusu var. Hiç kimseye güvenemiyoruz..

Bunun nedeni aslında açık, biz bizi yönetenlere bile güvenemezken, bizim dışımızdakine güven sorununu aşmamız beklenemez..

Muhalefet ve iktidarın Brüksel temasları sırasında gerçekleşen bir başka etkinlik TEPAV ve Italyan Uluslararası İLişkiler Enstitüsü’nün “Türkiye’yi konuşmak” başlıklı projesi kapsamında “TR-AB İletişim Politikaları” üzerine bir konferans oldu. Ancak katılımın çok sınırlı olması, bu sebeple sonrasında gerçekleşecek TOBB yemeğinin iptal edilmesi bir hayli can sıkıcı. Bunun nedeni elbette, plansız programsız bir biçimde hareket etmek ve AB’nin kendi yoğun gündemini göz ardı edip birşeyler yapmaya çabalamak.

Ne demiştim, herşeyin başı iletişim.. İletişemedikçe, derdimizi kendi içimizde çözemedikçe; hükümetler gelir, hükümetler gider, AB bize kızar, biz AB’ye kızarız, bağırırız, çağırırız, ağlarız, üzülürüz… 

Üretim biçimlerinin tarihsel süreçteki devinimini ve uluslararası ekonomi politik gelişmeleri doğru yaşayamamış ve yorumlayamamış bir toplum olarak, bu ülkenin vatandaşlarının daha iyi koşullara sahip olmasını sağlayacak reformları yapmak, bunların gerekliliğini anlatmak için çabalamak zorundayız…

Yazıya başlamadan önce bir hayli düşündüm, ne başlık atsam diye.. Gündeme boomba etkisiyle düşen bir olaegemen-bagisydan bahsedeceğim ama gün içerisinde bakış açılarının farklılığı dolayısıyla binbir bomba etkisi yaşandığından, bu yazıyı okuyacakların bir kısmının ilgisi cezbedilmeyecektir.

Sabah iş için hazırlanırken, televizyonda gazetelerin manşetlerine göz atan programlardan birinin spikerinin sesi kulaklarıma çalındı.

Egemen Bağış ismini algıda seçicilik gereği bir anda  duyunca banyodan çıkıp salona koştum, baktım yine nerede ne olmuş, ne açıklama yapılmış diye.. Ve ardından olayla yüzyüze geldim:

Milliyet’in bugünkü manşetinde Egemen Bağış’ın Devlet Bakanlığı ve Başmüzakerecilik dışında bir de iş adamlığı yapıyor oluşu yer alıyor ve olay şu başlıkla yorumlanıyor: “Hayırlı işler Egemen Bey!”

Haberin içine ve ayrıntılara geçince durum biraz daha netleşiyor:

“23 Ocak’ta ‘BNB Hazır Giyim Tekstil’ adlı bir şirket kuran Bağış çifti, İstanbul Astoria Alışveriş Merkezi’nin zemin katındaki Z1-08 adresli Butik Vakko’nun işletmesini devraldı. Butik Vakko, Vakko firmasının özellikle eşarp, gömlek ve kravat ürünleri üzerinde uzmanlaşan bir mağaza tipi.

İsminin baş harfleri
Böylece, ocak ayı Bakan Bağış için oldukça hareketli geçmiş oldu. Bağış, aynı ay içinde hem ‘devlet bakanı’ ve ‘başmüzakereci’ olarak siyasi kariyerinde ciddi mesafe kat etti, hem de Vakko bayii olarak iş dünyasına önemli bir adım attı.

Edinilen bilgilere göre, Bağış çifti ikinci ticari adımını, yine Astoria’da Vakko’nun erkek giyim markası W’yu açarak atmaya hazırlanıyor. Bağış çiftinin Vakko mağazaları açmak için kurduğu ‘BNB Hazır Giyim’, adını Egemen Bağış’ın eşi Beyhan Nilser Bağış’ın baş harflerinden alıyor. Beyhan Hanım’ın şirketteki hissesi yüzde 95, Egemen Bağış’ınki ise yüzde 5.   “

Görüldüğü üzere yalnızca sembolik bir hissesi olan Egemen Bağış, buna rağmen bir iş adamı olarak lanse ediliyor ve gündeme oturuyor.

Bir kamu görevlisinin aynı zamanda farklı kesimlerler maddi-manevi çıkar ilişkisi içinde olabileceği bir pozisyonda olması yasalarla belirlenmese de (ki belirlenmiş de olabilir) misyon gereği hoş karşılanmamakta (Milliyet bunu manşetine taşıdığına göre böyle anlıyorum).

Aksi yönde düşünmek de mümkün elbet. Sonuçta, bir insan devlet görevi yapmadan önce bir takım ticari faaliyetlerde bulunuyor olabilir, kimi şirketlerde hissedar kimilerinde yönetici pozisyonunda olabilir. Devlet kendisine bir misyon (ki Bağış için bu ani bir misyon olmuştur) yüklediğinde o işlerden tamamen elini eteğini çekmesinin beklenmesi zaten gariptir ki söz konusu olan Bağış’ın kendisinin değil gerçekten bu işi yapan eşinin işidir. Bağış’ın yüzde 5′lik bir hissesi bulunmakta ve eşine destek olmaktadır.

Milliyet,’in haberinin devamında AB’de durumun nasıl ele alındığı yazılıyor:

“Çıkar ilişkileri açısından gerek kamuoyunun gerekse basının sıkı denetim altında tuttuğu Avrupalı siyasetçiler, genelde özel alandaki faaliyetlerden kaçınma yolunu tercih ediyor.

Temiz ve şeffaf siyaset uygulaması çerçevesinde özellikle Avrupa Birliği kurumlarındaki üst düzey görevlilerin ikinci bir işle uğraşmasına sıcak bakılmıyor. Avrupa kurumlarında siyasilerin yolsuzlukla mücadele ve çıkar ilişkileri konusunda örnek davranış sergilemeleri, şeffaf ve hesap veren bir yönetim anlayışı benimsemeleri isteniyor.
 
Hisseye bile izin yok
Avrupa kurumları tarafından hazırlanan belgelerdeki ortak vurguyu ise kamu sektöründe “pazarın hassas bilgilerine ulaşımı olan, mali politika belirleyen ya da mali kararlar alabilen, mali piyasa düzenlemeleri yapan” yetkililerin, mutlaka detaylı mal beyanında bulunmalarının gerekliliği oluşturuyor.
Örneğin, Avrupa Parlamentosu üyeleri, parlamenter seçildikten sonra siyasi etik gereği diğer profesyonel faaliyetlerini bırakıyor. AB Komisyonu üyelerinin ise, bu görevleri dışında özel aktiviteye sahip olmaları yasak. Hatta şirketlerde pay sahibi olmalarına da izin verilmiyor.

AB, Türkiye’yi eleştiriyor
Siyasilerin, siyaset dışı faaliyetlerde bulunmalarının engellenmediği üye ülkelerde etik kurallar devreye giriyor. Siyasetçiler, çıkar ilişkisi eleştirileriyle karşı karşıya kalmamak için ek görevlerinden istifa etme yolunu seçiyorlar.
Etik ilkelerin eksikliği, AB’nin Türkiye’yi her İlerleme Raporu’nda eleştirdiği konular arasında yer alıyor. AB, özellikle TBMM üyeleri ve kamu yetkilileri açısından bu ilkelerin devreye sokulmasını talep ediyor. “

Anlaşıldığı üzere, sırf kamu yararının zedelenmemesi ve iltimas olmaması için bile kamu görevliliği süresince başka işlerle uğraşılması hoş karşılanmıyor, hatta hissedar olmaları bile etik sayılmıyor.

Yoruma açık bir konu.. Açık olan bir başka şey ise, Astoria’daki Vakko’dan artık daha çok insanın daha çok hediyelik eşya alacağı ve alışveriş yapacağı..

Reklamın iyisi kötüsü olmayacaktır ve  Bağış’ın % 5′lik, eşinin % 95′lik hisseleri kendilerine kar getirecektir diye tahmin ediyorum..
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.