Başbakan’ın bugün EPC’de yaptığı konuşma bir hayli enteresandı.
Avrupa’nın başkentinde öncelikli olarak dile getirilmesi gereken bir dizi husus varken, Erdoğan neden Orta Doğu’ya bu kadar takılıp kaldı. Kendisini Hamasla özdeşleştirip, bakın “Bizim için de başa geçemez demişlerdi, ama yanıldılar, biz hala varız” mealindeki açıklamaları ne amaçla söylendi ve neden söylemek için Avrupa’nın kalbi seçildi pek anlam verdiğim söylenemez…
Tüsiad AB temsilcisi Bahadır Kaleağası, alternatif bir Başbakan Brüksel konuşması hazırlamış. Okumaya değer:
“Değerli konuklar, AB Komisyonu Üyeleri, Avrupa Parlamenterleri, Ekselanslar, Bayanlar ve Baylar,
Gezegenimizin insanlık uygarlığı zor bir dönemden geçiyor. Doğamızın dengelerini bozuyor, enerji kaynaklarımızı etkin kullanamıyor, ekonomik sistemimizi sürdürülebilir kılamıyor, yoksulluk ve savaşlardan kurtulamıyoruz. Sorunlar çok. Çözüm yolları dünyada daha çok demokrasi, eğitim, bilimsel yenilikçilik, girişimcilik, sosyal adalet, bilgi toplumu ve uluslararası dayanışmaya işaret etmekte.
Yirminci yüzyılın aşırı tüketim toplumu ve çatışmacı dünya düzeni yerini doğa ve insan ile barışık yeni bir uygarlık anlayışına bırakmalı. Bu yönde, Avrupa Birliği projesinin başarısı en önemli belirleyici etkenlerinden birisidir. Dünyanın daha güçlü, demokratik ve uygarlıklar çatışması mantığını aşan bir Avrupa Birliği´ne gereksinimi var. Daha etkin, daha güvenli ve geniş bir tek pazar, sosyal model ve siyasal birlik gerekiyor. AB´nin Türkiye´ye genişlemesi de bu vizyon içinde anlamını buluyor.
Bugüne göre çok daha iyi bir demokrasi, ekonomi ve sosyal yapıya sahip bir Türkiye´dir söz konusu olan. AB´ye üyelik koşullarını yerine getirmiş bir Türkiye her alanda Avrupa´nın küresel gücü için önemli bir artı değerdir. Bunu AB halkları ve Türk kamuoyuna anlatmak ise, en başta AB´li ve Türk siyasetçilerin görevidir. AB´nin Türkiye´ye doğru genişlemesi hedefi Avrupa´nın ortak değerleri ve çıkarlarıyla örtüşmektedir. Bu Türkler dâhil tüm Avrupalı siyasetçilerin tarihsel sorumluluğudur.
Değerli konuklar,
Türkiye Avrupa Birliği´nin müstakbel üyesidir. Türkiye´ye AB üyeliği yolunu bizzat Adenauer, Spaak ve De Gaulle gibi Avrupa´nın kurucu babaları açtı. Yıllar içinde bu hedef defalarca resmen teyit edildi. 3 Ekim 2005´de yirmibeş AB üyesi ülke müzakerelerin başlaması kararına oybirliği ile imza attı. Müzakere sürecimiz AB´nin Türkiye için Katılım Ortaklığı Belgesi ve Türkiye´nin AB´ye Uyum İçin Ulusal Programı´na dayalı sağlam bir kurumsal zemine sahiptir. Bu belgelerin yenilenmiş hali son olarak AB Bakanlar Konseyi ve Türk hükümeti tarafından 2008 yılı içinde onaylanmış ve AB ve Türk resmi gazetelerinde yayınlanmıştır.
Geçtiğimiz dönemde Türkiye AB´ye sürecinde birçok başarılı adım attı. Bu yıla daha da hızlanarak girdik. Devlet içinde uyum çalışmalarının koordinasyonundan sorumlu olan AB Genel Sekreterliği ve yeni Başmüzakerecimiz ile hedefe kilitlendik. Kararlılık ve toplumumuza karşı saydamlık içinde AB´ye üyelik yolunda hızla ilerleyeceğiz. Tam üyelik dışında farklı statü önerileri ise, bizim açımızdan Avrupa değerleri ile çelişen, anti-demokratik, kurumsal açıdan işlevsiz, etik dışı formüllerdir.
AB ile ilişkilerimiz yalnızca müzakerelerin kurumsal çerçevesi ile sınırlı değil elbette. Birçok somut bütünleşme etkeni var:
· AB ile gümrük birliğimiz, tam üyeliğe giden bir geçiş dönemi olarak, onüç yılı geride bıraktı.
· Makro ekonomik göstergelerimiz Maastricht kıstaslarına uyum yolunda.
· Ticaret, yatırımlar, teknolojik işbirliği ve turizmde Türkiye AB ile ileri derecede bir bütünleşme içinde.
· Binlerce Türk genci AB´nin Erasmus, Leonardo ve Socrates gibi eğitim programlarına katılmakta, AB´li gençler Türkiye´ye gelmekte.
· Bilim, araştırma-geliştirme, kadın hakları, enerji, çevre gibi birçok alanda Türkiye AB programlarının üyesi.
· Özel sektörümüz, sendikalarımız, birçok sivil toplum kuruluşumuz AB düzeyindeki konfederal yapıların üyesi. Avrupa Özel Sektör Konfederasyonu BUSINESSEUROPE, Avrupa Sendikalar Konfederasyonu ve önde gelen Avrupalı sivil toplum kuruluşları Türkiye´nin AB üyeliği sürecine destek veriyor.
· Dış politika, güvenlik, uluslararası örgütlü suç ve terörle mücadelede bir NATO üyesi olarak Türkiye Avrupa düzeyindeki işbirliği sistemlerine dâhil.
· Avrupa´nın enerji tedariki çeşitliliğinin güvencesi olan birçok petrol ve doğal gaz taşıma hattının kavşağında Türkiye var. Avrupa´da yaşamakta olduğumuz doğal gaz krizi bu konumu daha da berraklaştırdı.
Türkiye´yi daha iyi bir Avrupa ve dünya ülkesi olarak yükseltmek için her alanda kapsamlı stratejileri uygulamaya geçirmekteyiz. Gündemimizde bölgesel kalkınma, kadın hakları, iş piyasası reformu, eğitim reformu, bilgi toplumu devrimi ve yenilenebilir enerji kaynakları atılımı var. Muhalefet ile partiler üstü bir ulusal anlayış içinde bu hedefleri paylaşıyoruz; daha etkin politika önerileri için yarış halindeyiz.
Türk kamuoyuna AB sürecini daha iyi anlatmak için geliştirdiğimiz kapsamlı iletişim politikamızın meyvelerini de yakında toplayacağız. Bu arada halen Batı Avrupa ülkelerinde Türk kökenli milyonlarca AB vatandaşı yaşamakta. Dün akşam Belçika´da olduğu gibi, Almanya, Avusturya, Hollanda ve Fransa´daki bu topluluklara hep aynı mesajı veriyorum: “Sizler iki kuşak önce Batı Avrupa´ya zor koşullarda çalışmak için göçtünüz. Emeğinizle ve anavatanınıza desteğinizle gurur ve minnet duyuyoruz. Bugün 21. yüzyılda yaşadığınız demokratik ve laik ülkelerin iyi entegre olmuş başarılı vatandaşları olmanız Türkiye için de çok önemlidir. Avrupa´nın geleceği için çalışınız. Bu hepimizin ortak geleceğidir.”
Bu geleceğe giden yolda güvenlik konularına biraz daha değinmek istiyorum. Önce Kafkasya´daki çatışmalar, sonra Orta Doğu´nun tekrar kan ve gözyaşına boğulması bize kıtamızın geçmiş savaşları ve yıkımlarını hatırlatıyor. Avrupa´da sağladığımız barışı çevremize yaymak, istikrar ve refah çemberlerimizi genişletmek zorundayız. Filistinliler, İsrailliler, Lübnanlılar, Iraklılar ve tüm diğer Orta Doğu halkları barışı, ekonomik kalkınmayı ve çocuklarının geleceğine güvenle bakabilmeyi hak ediyor. Sürmekte olan vahşeti durdurmak Türkiye için bir ulusal ve Avrupalı sorumluluktur. Türk diplomasisi bu yönde azimle çalışmaya devam ediyor.
Kıbrıs konusuna da, Cumhuriyetimizin kurucusu Kemal Atatürk´ün “yurtta sulh, cihanda sulh” vizyonu ile yaklaşıyoruz. Biliyorsunuz AB Birleşmiş Milletler´in Annan Planı´nı destekledi. Kıbrıslı Türkler barışa ve AB´ye ´evet´ dediler. Ne yazık ki, AB´nin tarihsel yanılgısı sonucunda bölünmüş bir Kıbrıs AB´ye üye oldu. Bir ara çözüm Kuzey Kıbrıs üzerindeki ekonomik tecridin kalkması olabilirdi. Her iki AB destekli çözüme Türk tarafı olumlu yaklaştı, Güney Kıbrıs red etti. Tekrar ediyorum, Kıbrıslı Türkler barışa ve AB´ye ´evet´ demiştir. Kıbrıslı Türkleri bu şekilde cezalandırmak insancıl ve uygar bir davranış değildir. Avrupalı değerlerle çelişmektedir. Bugün Güney Kıbrıs´ın vetosu olmasa bu sorun çıkmayacaktı. AB içi bir tıkanma müzakere sürecimizi de etkiliyor. Gitsin veto, bitsin kriz. Tabii bu arada her iki tarafın hakkaniyet içinde anlaşması için Kuzey Kıbrıs hükümetine verdiğimiz destek tamdır.
Değerli konuklar,
Yakın bir zamanda üyesi olacağımız AB´nin her alanda daha güçlü bir küresel aktör olmasını arzuluyoruz. Büyük olasılıkla 2015 yılı civarında AB üyeliğine hazır konuma gelen bir Türkiye, küresel gelişmeleri de dikkate alarak AB´yi sınayacaktır. Bugünkü gelişmeler ışığında, AB´ye tam üye olmayı kabul etmemiz için en az dört koşulumuz var:
1. AB´nin küresel ekonomik rekabet gücü daha yüksek olmalı
2. AB kurumları ve karar alma sistemi çok daha etkin işlemeli.
3. Dünya sahnesinde AB´nin siyasal bütünlüğü ve etkisi artmalı.
4. AB´nin demokratik değerleri ve uluslararası saygınlığı, bazı yabancı karşıtı, genişleme fobili, demagojik ve dar görüşlü siyasal söylem ve tutumlar yüzünden zedelenmemeli.
Bu çerçevede Avrupa gündemi açısından özel duyarlılık gösterdiğimiz birçok alan var. Örneğin:
· Lizbon Antlaşması´nın onaylanması. Etkin işleyen bir kurumsal yapı içinde Türkiye sorunsuz yer alacaktır. Biz “çeşitlilik içinde birlik” ülküsüne inanıyoruz.
· AB´de ekonomik bütünleşmenin tamamlanması. Çek Dönem başkanlığının isabetle seçtiği sloganda olduğu gibi “Engelsiz Avrupa”.
· Teknolojik yenilikçilik ve girişimciliğin Lizbon stratejisi doğrultusunda dünyada en ileri düzeye çıkartılması.
· Avrupa´nın yaşlanan nüfus yapısının da dikkate alınarak yepyeni bir istihdam politikasının tasarlanması.
· Temiz enerji yatırımlarına desteğin artması. Bu bağlamda Aralık 2008 AB Konseyi´nin 2020 hedeflerini candan destekliyoruz.
· ABD´ye Başkan Obama ile gelen değişimin Amerika-Avrupa arasındaki ilişkilerde bir “Transatlantik Ekonomik Alan” tesisi hedefiyle değerlendirilmesi.
· Uluslararası terörle mücadelede daha etkin yöntemler ve dayanışma içinde olunması.
· Mevcut kriz karşısında uluslararası mali sitemi yeniden yapılandıran, dünya ticaretini korumacılıktan koruyan ve Türkiye´nin de üyesi olduğu G-20 girişimini iyi değerlendiren bir AB´nin küreselleşmeye yön vermesi.
Geçtiğimiz akşam konutumda çalışıyorken AB´nin resmi Europa internet sitesindeki ana sayfada beliren temel dosyalara ait logolar dikkatimi çekti: Finansal Kriz, 2009 Avrupa Yaratıcılık ve Yenilikçilik Yılı, Avrupa´nın Geleceği Tartışması, İklim ve Değişen Dünya İçin Enerji, Ekonomik Büyüme ve İstihdam. Bunların her biri aynı zamanda Türkiye´nin Avrupa´ya önemli artı değerler sağlayacağı alanlardır. AB üyeliğine hazır bir Türkiye´nin Avrupa için anlamı daha fazla ekonomik dinamizm, yaratıcılık, güvenlik, ekolojik zenginlik, tarihsel miras ve enerjidir.
Ortada bariz bir üçlü kazan-kazan-kazan formülü var. Türkiye, AB ve de Dünya için tarihsel önemde bir sürecin içindeyiz. Başaracağız. Hepinizi başarıya destek olmaya, başarının ortağı olmaya davet ediyor, beni dinleme nezaketiniz için teşekkürlerimi sunuyorum”